TÜRKİYE’DE KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ, DİYALİZ VE BÖBREK NAKLİ 
Kronik böbrek yetmezliği böbreklerin görevlerini (üremik toksinlerin atılması, sıvı-elektrolit dengesinin düzenlenmesi, asit-baz dengesinin düzenlenmesi, ilaçların atılımı ve bazı hormonal düzenlemeler, gibi) geri dönüşümsüz olarak yapamaması sonucunda ortaya çıkan üremik sendrom (iştahsızlık, bulantı-kusma, yorgunluk, halsizlik, üşüme hissi, ileri düzeylerde mental durumda değişiklikler, konfüzyon hali, koma) olarak seyreden bir hastalıktır.
Yaşamın devamı için hemodiyaliz, periton diyalizi ya da böbrek nakli yapılması gereklidir. Hemodiyaliz genelde haftada 3 kez bir hemodiyaliz merkezinde sağlık personeli eşliğinde; periton diyalizi ise hastanın evinde kendi kendine, günde 4-5 kez, karnına yerleştirilmiş bir katater ile düzenli ve sürekli yapılması gereken işlemlerdir. Her iki diyaliz şekli de oldukça pahalı yöntemlerdir. Kabaca yıllık maliyeti 20 bin USD (%60 diyaliz, %40 ilaç) kadardır. Daha ekonomik olması ve hastayı normal fizyolojisine kavuşturması bakımından böbrek nakli tercih edilen tedavidir, ancak bu tedavi şekli ne yazık ki ülkemizde istenilen seviyede değildir.
Böbrek nakli iki şekilde yapılmaktadır. Birincisi yoğun bakım koşullarında beyin ölümü gerçekleşmesi sonucu organların bağışlanması (kadavra donör) durumu, ikincisi de canlı sağlıklı bir kişinin böbreklerinden birisini, yasalar çerçevesinde dördüncü derece akrabalara kadar, vermesi (canlı donör) durumudur.
|
Kurum Adı |
Merkez |
Cihaz |
Hasta |
|
|
2000 |
2001 |
2002 |
2003 |
2004 |
|||
|
Sayı |
% |
Sayı |
% |
Sayı |
% |
Canlı |
276 |
329 |
361 |
428 |
529 |
||
|
Kamu |
290 |
50,3 |
2999 |
34,9 |
9587 |
28,8 |
Kadavra |
92 |
162 |
189 |
177 |
243 |
|
|
Üniversite |
49 |
8,5 |
1031 |
12,0 |
3209 |
9,7 |
TOPLAM |
368 |
491 |
550 |
605 |
772 |
|
|
Özel |
238 |
41,2 |
4553 |
53,0 |
20445 |
61,5 |
Kadavra donör sayısı |
46 |
89 |
102 |
105 |
136 |
|
|
TOPLAM |
577 |
|
8553 |
|
33241 |
|
|||||||
(31 Aralık 2005)
|
Kurum Adı |
Merkez |
Cihaz |
Hasta |
|
|
2005 |
2006 |
2007 |
2008 |
|
|||
|
Sayı |
% |
Sayı |
% |
Sayı |
% |
Canlı |
|
|
|
|
|
||
|
Kamu |
385 |
46,0 |
4069 |
29,3 |
10316 |
23,1 |
Kadavra |
275 |
264 |
397 |
415 |
|
|
|
Üniversite |
52 |
6,2 |
1095 |
7,9 |
2687 |
6,0 |
TOPLAM |
|
|
|
|
|
|
|
Özel |
400 |
47,8 |
8715 |
62,8 |
31657 |
70,9 |
Kadavra donör sayısı |
153 |
143 |
223 |
242 |
|
|
|
TOPLAM |
837 |
|
13879 |
|
44660 |
|
|||||||
(31 Aralık 2008)
31 Aralık 2008 tarihi itibariyle Türkiye’de 44660 hemodiyaliz ve 5894 periton diyalizi olmak üzere toplam 50554 kronik böbrek yetmezlikli hasta diyaliz tedavisi almaktadır. Son 15 yılda hemodiyaliz sektöründeki yaşanan hızlı gelişmeleri ülkemizde akademik çevrelerin yakından izlemeleri ve bunun özel sektöre yansımaları sayesinde daha etkin ve yeterli diyaliz yapılmaya başlanmış; sonuçta hastaların yaşam kalitesi ve süresi artmıştır. Bu gün ülkemizde dünya standartlarının üzerinde hemodiyaliz yapılmaktadır demek yanlış olmaz.
Hemodiyaliz tedavisi alanlardan 31657 hasta (%70,9) özel diyaliz merkezlerinden yararlanmaktadır. Cihaz başına düşen hasta sayısının Kamu ve Üniversitelerde 31 Aralık 2005 tarihi itibariyle 3,2 ve özel sektörde de 4,5 iken; 31 Aralık 2008 ‘e geldiğimizde bu rakamlar Kamu ve Üniversitelerde 2,5 ‘e, özel sektörde de 3,64 ‘e inmiştir. Görüldüğü üzere hasta sayısındaki artışa oranla cihaz sayısındaki artış daha fazla olmuş, kısacası ihtiyaçtan fazla yatırım yapılmıştır. Neden? Kapasite kullanımı 2005 yılında iyi olan özel sektör, ne oldu da 2008 yılında gereğinden fazla büyümüştür? Üstelik ülke kaynaklarının daha verimli kullanılması için Şubat 2008 ‘de Sağlık Bakanlığının getirdiği kota uygulamasına rağmen… Kaş yaparken göz mü çıkarıldı acaba? Hemodiyaliz sektöründeki rakamlar bunlar, diğer sağlık alanlarını bilemiyorum, düşünmek de istemiyorum.
Milyon nüfus başına kadavra donör sayıları 2004 yılı itibariyle İspanya’da 34.6, İtalya’da 21.1, Fransa’da 20.9, İngiltere’de 12.3, Almanya’da 13.8, Yunanistan’da 6.2, Romanya’da 0.4, Türkiye’de 2.0 seviyesindedir(*). Ege bölgesinde bu sayının 6.9 (İzmir İlinde 16.0) seviyesinde olması ülkemizde de hedeflenen rakamlara çıkılabileceğinin bir işareti olsa gerek… Yine 2004 yılı itibariyle böbrek nakli bekleme listesinde olan hasta sayısının 8536, toplam (canlı + kadavra) yapılan böbrek naklinin de 775 olması yetersizliğin acı bir göstergesidir. Bekleyen hasta sayısı her geçen gün hızla artarken, ne yazıktır ki yapılan nakil sayısı ve organ nakil donör sayısındaki artış aynı seviyede olamamaktadır.
Organ nakil merkezleri mi yetersiz? Hayır, yeterince var; oldukça deneyimli, başarılı ekipler de… Peki, sorun nerededir?
Yanıtı, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Öğretim Görevlisi Sayın Prof. Dr. Nazan BİLGEL ve arkadaşları tarafından Bursa ‘da aynı yerleşim yerinde ve aynı anket formunu kullanarak 12 yıl ara ile ilki 1990 yılında, ikincisi 2002 yılında olmak üzere yapılmış olan çalışmalarda bulmak mümkün. “Türklerin Organ Bağışı Hakkındaki Görüş ve Tutumları” (***). Her iki çalışmada da örneğe seçilen kişilerle yüz yüze görüşmeyle doldurulan basılı anket formları kullanılmış. İlk araştırma 521 ‘i kadın, 509 ‘u erkek olmak üzere toplam 1030 kişide; ikinci araştırma 749 ‘u kadın, 234 ‘ü erkek olmak üzere toplam 983 kişide yapılmış. Şu sonuçlar elde edilmiş:
1990 2002
Organ bağışı ve nakilden haberdar olanların oranı % 85,6 60,4
Bu konudaki en önemli bilgi kaynağı TV olanların oranı% 82,9 56,7
Ölümden sonra organ bağışında bulunmak
İsteyenlerin oranı % 50,2 57,0
İstemeyenlerin oranı % 33,7 18,3
Kararsız olanların oranı % 15,8 24,7
Organlarını bağışlamak istemeyenlerden
Vücutlarının parçalanmasından korkanların oranı % 43,8 31,7
Dini inancı nedeniyle istemeyenlerin oranı % 26,2 16,1
Neden göstermeyenlerin oranı % 23,1 40,0
Ölümden sonraki yaşamda organlarının onlara
gerekeceğine inananların oranı % 6,9 2,8
Cinsiyete göre organ bağışına olumlu bakış
Erkeklerin içerisinde olumlu bakanların oranı % 53,1 67,5
Kadınların içerisinde olumlu bakanların oranı % 43,0 53,7
Eğitim düzeyine göre organ bağışlama isteği
Okuma-yazması olmayanların içerisinde % 31,0 42,5
Eğitim almış olanların içerisinde % 72
İlkokul düzeyindekilerin içerisinde % 55,5
Ortaokul ve üstü düzeyindekilerin içerisinde % 66,3
Yaş arttıkça organ bağışlama isteği azalmış azalmış
Kadınlarda daha az oranda organ bağışında bulunma
isteğinin en önemli nedeni düşük düşük
eğitim eğitim
düzeyi düzeyi
Yakınlarının ölmesi durumunda onun organlarını
Bağışlarım diyenler % 53,6 52,6
Bağışlamam diyenler % 30,1 17,6
Kararsız olanlar % 16,3 30,7
Kendi organlarını bağışlamak istediğini söyleyenlerden
aynı zamanda yakınlarının da organlarını bağışlayacaklarını
ifade edenler % 79,8 82,8
Organ bağışı kartı olanlar % 0,4 1,7
Bu iki çalışma, aralarında geçen 12 yıla, aslında Türk toplumuna bir ayna görevi yapmış. Görünen hep bildiklerimiz, bilgilendirmede televizyonun tartışılmaz bir iletişim aracı olduğu, lakin eğlence aracı olmakla sınırlı kaldığı; hurafelerin yaygın olduğu ama eğitimle azaltılabileceği; kadınlarımızın hala erkeklerin etkisi altında kaldığı ve bu durumun da yine eğitim düzeyiyle ilişkili olduğu; mevcut uğraşların da bir türlü istenen sonuçları verememesi, değil mi?
Organ nakli ve bağışı konularından haberdar olma oranında düşüş yaşanmış, niye? Daha az televizyon seyretmediğimize göre, programlar içerisinde bu konuya yer verilmediği muhakkak. Program yapımcılarının elbetteki hedefleri reyting, lakin toplumsal bilinçlenmede ve yönlendirmede ne kadar da etkin olduklarını unutmamaları gerekir.
Haberdar olma oranındaki düşüşe rağmen ölümden sonra organ bağışında bulunmak istemeyenlerin oranında anlamlı bir azalma olurken, isteyenlerde kısmi ama kararsızlarda anlamlı bir artış var. Organlarını bağışlamak istemeyenlerin gerekçelerinde neden göstermeyenlerin oranındaki artış da kararsızlarla paralellik sergiliyor. Olumlu olarak değerlendirebileceğimiz bu sonuçlara eğitim düzeyindeki artışın katkısı yadsınamaz.
2000 yılından beri Sağlık Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Organ ve Doku Nakli Hizmetleri Koordinasyon Kurulu (UKK) yoğun çalışmalar içerisinde olmasına rağmen bu çabaların karşılığını yakın zamana kadar alabilmiş değildi. 14 Ekim 2006 günü “8. Avrupa Organ Bağışı Günü” toplantısı İstanbul’da yapıldı ki bu UKK ‘nun bir başarısıdır. İşte bu başarıdan sonradır ki 3-9 Kasım 2006 Dünya Organ Bağışı Haftası daha yoğun programlarla kutlandı. Özellikle medyanın ilgisi koordinatörlerin istekli ve etkin çalışmalarıyla bu konuya odaklandırıldı. Yukarıdaki çalışmanın da bir sonucu olan, televizyonun toplumu bilgilendirmede ve harekete geçirmede en etkili araç olduğu gerçeği bir kez daha kendini gösterdi.
Unutmayın! Organ bağışı yaşam bağışıdır…
Dr. Osman ŞAHİN
Uğur Diyaliz Merkezi
Pendik / İSTANBUL
Kaynaklar : * Türkiye Diyaliz İstatistiği Yıllığı (DİADER)
** Türkiye Organ Bağışı Araştırması (Sağlık Bakanlığı Verileri)
(www.onkod.org)
*** Sağlık Dergisi, sayı 169, yıl Mart 2006, sayfa 116-118